“BÖLGESEL KALKINMA PROJELERİNİN KIRSAL KALKINMAYA ETKİSİ” TOPLANTISI SONUÇ RAPORU


“BÖLGESEL KALKINMA PROJELERİNİN KIRSAL KALKINMAYA ETKİSİ”
TOPLANTISI
SONUÇ RAPORU

Toplantı Tarihi: 28-30 Mayıs 2010

Toplantının Düzenlendiği Yer: Mardin

Toplantıya Katılan Kurumlar:
Bahçeşehir Üniversitesi
Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği
Emanetçiler Derneği
Heinrich Böll Stiftung Derneği
Kalkınma Merkezi Derneği
Mardin Ekoloji Çevre ve Yabanıl Yaşamı Destekleme Derneği
Samandağ Çevre Koruma Derneği
Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği – SÜRKAL
Vakıflı Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi
Toplantının İçeriği
Ana başlığı “Bölgesel Kalkınma Projelerinin Kırsal Kalkınmaya Etkisi” olan toplantının birinci gününde genel sunumlar ve saha ziyaretleri, ikinci gününde saha ziyaretlerinin değerlendirilmesi ve atölye çalışmaları, üçüncü ve son gününde ise atölye sonuçlarının sunumu, KKG’nin geleceği ve değerlendirme oturumu yapıldı.

Sunumlar:
Toplantı açılışını yerelde ev sahipliği görevini de üstlenen Mardin Ekolojik Çevre ve Yıabanıl Yaşam Derneği’nden Nusret Çakır yaptı. Nusret Çakır açılış konuşmasında Kırsal kalkınma Girişimi’nin sivil bir girişim olmasından dolayı Mardin toplantısı için resmi bir diyalog kurulmadığını belirtti.

Bu giriş ardından Heinrich Böll Stitung Derneği’nden Yonca Verdioğlu toplantıya ilk kez katılmış olanlar için Kırsal kalkınma Girişiminin tanıtımını yaptı. Bu tanıtımda bu girişimin nasıl bir araya geldiği, hedefinin ve vizyonunun ne olduğu ve yılda iki kez düzenlemekte olduğu toplantılarla neyi amaçladığı üzerine bilgi verildi.

Birinci Oturum
Açılış ve tanıtımın ardından sunumlara geçildi. Nejat Dinç’in kolaylaştırıcı olduğu ilk oturumda Aygül Fazlıoğlu (GAP İdaresi), Rıfat Dağ ve Süleyman Irmak (Mardin ZMO) konuşmacı olarak katıldı.

Aygül Fazlıoğlu konuşmasını “GAP ve Kalkınma Hedefleri: Deneyimler, Sonuçlar, Geleceğe Bakış” konusunda yaptı. Aygül Fazlıoğlu sunumunda:
  • GAP İdaresi olarak bölgesel kalkınmayı; ekonomik, sosyal, kültürel, çevresel ve insan kaynaklarının verimli bir şekilde değerlendirilmesi ve bunun içinde kaynakların en rasyonel şekilde kullanılması olarak algıladıklarını;
  • Amaçlarının kalkınma konusunda ilginin yaratılması, yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi olduğunu;
  • GAP projesinin 9 ilde uygulandığını; temel amacın GAP Bölgesi ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının azaltmak olduğunu;
  • GAP projesi dâhilinde 22 baraj ve 19 hidroelektrik santralinin olduğunu;
  • GAP projesinin katılımcı bir yaklaşımla hazırlandığı ve kamu kurumları ve STK’larla birlikte hayata geçirilmekte olduğu;
  • GAP projesinin birçok eksiğinin olduğu; bunların en önemlilerinin:
-dezavantajlı gruplara etkisinin sınırlı olduğu ve sürdürülebilir olmadığı,
-ciddi anlamda koordinasyon eksikliklerinin yaşandığı,
-proje dahilinde kırsal kalkınma projelerine yeterince kaynak aktarılmadığı,
-projelere halkın katılımının az olduğu,
-ortak çalışma kültürünün yeterince gelişkin olmadığı,
-projelerin uzun süreli olduğu, buna rağmen elde edilen başarıların sınırlı olduğu,
-uygulayıcı ve faydalanıcı arasında sınırlı ilişki bulunduğu belirtildi.

Fazlıoğlu ayrıca GAP Projesinde 1994’ten sonra perspektifte bir değişim yaşandığını belirtti.

İkinci konuşmacı olan Rıfat Dağ GAP’la ilgili üç aşamalı bir değerlendirmede bulundu. İlk aşama olarak mevcut durumun tespitini yapan Dağ;
  • GAP’ın Türkiye’nin %10’unu (7 milyon nüfus) temsil ettiğini; 1989’da GAP İdaresi kurulduktan sonra projenin iki kaynak; su ve toprak nedeniyle çok hızlı bir büyümeyi sağlayabilecek, sulu alanlarda yılda üç ürün üretme potansiyeline sahip, önemli doğal kaynaklara dayanan, bütünsel ve entegre bir kırsal kalkınmayı gerçekleştirebilecek bir proje olduğunu;
  • Buna rağmen bugün ancak 0.3 milyon ha alanın (proje hedefinin %18’i) sulandığını;
  • Enerjideki gerçekleşmenin ise %75 seviyesinde olduğunu;
  • Bu nedenle GAP’ın bir bölgesel kalkınma projesinden çok enerji temin projesine dönüştüğünü;
  • Oysa sulama ile birlikte tarımsal hâsılanın 5 kat artma potansiyeli olduğu, ama bu rakamların bir türlü gerçekleşmediğini;
  •  Bölgesel kalkınma fikrinin temelde gelişmiş ve az gelişmiş ülkeler arasındaki farkları önlemek olduğunu, oysa Türkiye’de bölgesel kalkınma programları uygulanırken bölgeler arası gelişmişlik farklarının açıldığını ve bu anlamda hedeflere ulaşılamadığını;
  • Küreselleşme süreci ile birlikte bu farkın daha da açıldığını; gelir dağılımı açısından en kötü durumdaki ülkenin %67 ile Türkiye olduğu ve Brezilya’nın bile Türkiye’den daha iyi durumda olduğunu;
  • GAP’ı mevcut Kürt sorunundan ayırmanın hiçbir şekilde mümkün olmadığını; Kürt sorununun geri kalmışlıkta önemli bir faktör olduğunu;
  • Bugünkü haliyle GAP’ın piyasa odaklı bir yaklaşım olduğunu;
  • Bölgesel kalkınma mantığında başta insan kaynağı olmak üzere kullanılmayan potansiyelin öne çıkarılmasının; üretimde kazanç sağlamanın önemli olduğunu; küçük üretimin ivme kazanmasının sağlanmasının, niteliksel olarak tutunmayı hızlandıracak mekanizmalar geliştirilmesinin gerekli olduğunu; sürdürülebilir, çevre dengelerinin ve koruma yaklaşımlarının da olduğu bir strateji olmak zorunda olduğu;
  • Bölge kalkınma planlarının yapısal bir değişim de getirmek zorunda olduğu; sosyal ve kurumsal yapılarda kurumsal yenileşme sağlaması gerektiği; en nihayetinde insan odaklı olması gerektiği için yaşam koşullarında yaygın bir gelişme sağlamak zorunda olduğu;
  • GAP’ın en büyük handikaplarından birinin bölgeyi homojen bir bölge olarak algılaması olduğu, oysa nüfusun %70’inin sulama dışı alanlarda yaşadığı ve bunlara yönelik farklı yatırımlara ihtiyaç duyulduğunu;
  • GAP’ta kamu önceliklerinde bir sapma olduğu ve ağırlıklı olarak enerji odaklı bir yatırım olduğunu;
  • GAP’la birlikte toprakların çoraklaştığı ve tuzlandığını;
  • Sulama dışı alanlarda tütüne kota getirildiğini; küresel çıkarların bölgesel çıkarların üstünde tutulduğunu,
  • Kalkınma Ajanslarının yönetiminde ciddi problemlerin olduğunu; devletin yerel adına karar verip projeler yaptığını; Kalkınma Kurulu’nu merkezi hükümetin atadığını;
  • Yerel girişimlerin dış finansmana erişimi ile ilgili ciddi sorunlar yaşadığını vurguladı.

Üçüncü konuşmacı olan Süleyman Irmak konuşmasında;
  • Mardin’in ilk kültür ve yerleşik tarımın yapıldığı bir tarım kenti olduğunu;
  • Mardin’in güneyinin sulama alanı, kuzeyinin ise sulama dışı alan olduğunu;
  • Bugün itibarıyla Mardin’e GAP’tan hiçbir katkı sağlanmamış olduğunu, GAP kapsamında olmasına rağmen sadece Nusaybin’de 65 bin ha arazinin sulanmış olduğunu;
  • Mardin’deki sulamanın derin sondaj kuyuları ile sağlanmakta olduğunu;
  • Mardin’in kuraklıktan en fazla etkilenen alan olduğunu;
  • Toprakta ciddi oranda tuzlanma yaşanacağını;
  • Eğer GAP doğru yönetilseydi bu sorunları yaşanmayacağını;
  • GAP İdaresinin sunmaya başladığı yeni projelerin uygulamalarının çok zor olduğu, zaman zaman mümkün olmadığını;
  • Eğer projelerin uygulanması isteniyorsa kişilerin önünün açılması gerektiğini vurguladı.

Irmak aynı zamanda kırsal kalkınma projeleri hazırlanırken burada yaşayan insanların kendi uygun koşullarında yaşamaların sağlanmasının önemli olduğunu, sulu tarımın kırsal kalkınma projeleri kapsamına alınabileceğini, kaybolan ürünlerin çoğaltılması ve geliştirilmesi gerektiğini belirtti.

Mardin açısından ele alındığında arazi bazında ciddi anlamda mülkiyet sorunu yaşandığını, bu nedenle doğrudan gelir desteği ve ürün desteğinden faydalanılamadığını ve çiftçi kayıt sistemine alınamadığını belirten Irmak, bu durumda envanter çıkarmanın mümkün olmadığını belirtti. Mülkiyet sorununun vatandaş ile devlet arasında ya da vatandaşla vatandaş arasında yaşandığını belirten Irmak 1 milyon 150 bin dönüm arazinin bu durumda olduğunu belirtti. Bu alanlara yönelik olarak herhangi bir proje sunulamadığını, bu alanların herhangi bir devlet yardımından faydalanamadığını belirtti.

Irmak son olarak toplumsal kalkınmanın birinci ayağının kırsal kalkınma olduğunu vurguladı.

Üç konuşmacının sunumlarının ardından tartışma kısmına geçildi.
Bedros Kehye (Aygül Fazlıoğlu’na): Aygül hanım GAP projesinin başarılı bir proje olduğunu söyledi. Fakat diğer sunumları dinlediğimizde GAP başarısız bir proje olarak görülüyor. Bunu açılayabilir misiniz?

Aygül Fazlıoğlu: GAP’ın başarılı olduğu konusunda ısrar ediyorum. Bu benim söylemim değil, DTP’nin kaynakları da böyle söylüyor. Eğer yeterince finansmanınız varsa projeyi hayata geçirebilirsiniz. Bu proje için bir kuruluşun kurulması bile başarıdır.

Bedros Kehye: Projeyle kırsal alanda bir gelişme olmadı, kırsal insana bir faydası olmadı. Üç beş kişi zengin oldu.

Deniz Duruiz: Kürt sorunu ile kırsal kalkınma ayrı tartışılamaz. Savaşı dikkate almadan kırsal kalkınmaya nasıl yaklaşabiliriz. Savaşın olumsuz etkilerini bertaraf etmeye yönelik kırsal kalkınma çalışmaları var mıdır?

Aygül Fazlıoğlu: Yaptığımız tüm çalışmalarda yoksulluğu, cinsiyeti vs. göz önüne alıyoruz. Bir projenin tüm toplum kesimlerini aynı oranda etkilemesini düşünemezsiniz.

Rıfat Dağ: Kürt sorunu toplumsal bir sorun. Bu sorunu yadsıyarak başarıya ulaşmanız mümkün değil. Gözlerinizi kapatarak bir şey yapmak durumunda değilsiniz. Finansman meselesinde Aygül Hanım GAP’ın çok pahalı bir proje olduğunu söyledi. Bu projeye 20 milyar harcandı ama 25 milyar gelir sağladı. Bu pozisyonları değerlendirmek zorundayız. GAP İdaresine bu işi yürütecek yetki tanındığını düşünmüyorum.

Yonca Verdioğlu: GAP ve benzer projelere baktığımızda kadının öneminin vurgulandığını görüyoruz, ama bu vurgulanırken perspektif nedir?

Aygül Fazlıoğlu: Bugüne kadar yapılan projeler değerlendirildiğinde toplumsal cinsiyet bakış açısının olmadığı görülüyor. Biz projenin hedef kitlesine göre kadınları seçmeye çalıştık. Daha sonraki çalışmalarımızda odağımızda hane yer almaya başladı. Erkeği de işin içine alan programlar yaptık. Bölgede çiftçi kadın kavramı var. Çiftçi kadınlara yönelik programlarımız var. Amacımız kadının sosyalleşmesi. Şiddetle halı kilim dokuma vs. faalyetlerine karşıyız çünkü kadının gelişimine çok zarar veriyor. Kadının aynı anda birden fazla aktiviteye katılması gerekiyor. Bölgede dağınık bir kırsal yerleşme söz konusu. Hizmeti kadına ulaştırmaya çalıştık.

Ulrike Dufner: Avrupa Komisyonu ilerleme raporu Türkiye’nin bölgesel kalkınmaya yönelik bir stratejisinin olmadığını söylüyor. Var mı, yok mu? Varsa GAP bu stratejinin neresinde?

Bir katılımcı: GAP’ın bir enerji projesi olduğunu söylediniz. Barajlara yönelik bir sivil karşı çıkış var, siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bir katılımcı: Katılımcılık nasıl sağlanabilir?

Bir katılımcı: Aşiretler hala var. Aşiret ilişkileri içinde katılımcılık nasıl yürütülür? Küçük çiftçilerin güçlendirilmesi aşiretler tarafından istenmiyor, doğru mu?

Aygül Fazlıoğlu: Gelenekselden moderne doğru bir geçiş var. Bu konuda gelişme var ama aşiretler hala gündemde. Kentsel alanda bu anlamda bir azalma var. Ama aşiret örgütlenmesi bir kültürel örgütlenme. Şıhlık yerelde görülmeyen bir yapı. Bu geleneksel yapının yerine modern kurumları koymadığımız takdirde sorun yaşarız.

Ülkede 5 yıllık kalkınma planları var. 2007-2013 dönemine yönelik bölgesel gelişme ekseni var, bölgesel gelişmeye yönelik projeler var. İller arasındaki gelişme farklarına yönelik parametreler geliştirildi.

Katılımcılık önemli. Temel kriterimiz yoksulluk ve yoksunluk. Hasankeyf’te dış faktörler var. Eğer o bölgede baraj insanlara bir şeyler sağlayacaksa yapılmalı ama kültürel varlıklar korunmalı.

Tanju Kuruöz: Deniz’in sorusuna cevap verilmeden kırsal kalkınma çalışmaları yapılması mümkün değil. Süleymen Bey’e yerelin temel sorunlarının neler olduğunu sormak istiyorum.

Süleyman Irmak: İnsan kaynaklarına baktığınızda hem kuzeyde hem de güneyde sorun olduğunu görüyorsunuz. Projeler yapılırken uygulanabilirliğini sağlamak ve mevcut potansiyelleri görmek önemli. Uygulanabilirliği sağladıktan sonra sürdürülebilirliği sağlamak önemli. İstihdam ve katma değer sağlanabilir. İnsanlar meslek içi eğitime tabi tutulabilir. İnsanlar göç etmek zorunda kaldı.

Aygül Fazlıoğlu: Bu bölgede insan kaynakları ve kurumsal kapasite zayıf. İnsan kaynaklarını güçlendirmek önemli.

Ekin Kurtiç: Büyük ölçekli çiftçilerle küçük çiftçi arasında kırsal kalkınma çalışmalarının etkisi nasıl farklılaşıyor
HES’ler konusunda direnişin katılımcılığını nasıl düşüneceğiz? Direniş siyasal bir şey ve tam da siyasal olması gerektiği için öyle.

Süleyman Irmak: Büyük çiftçiler avantajlı, küçük çiftçiler unutulmuş durumda.

Oturum sonunda oturumun bir değerlendirmesini yapan Nejat Dinç GAP’ın kalkınmayla ilişkisinin başarısı ve başarısızlığıyla ilgili iki temel çizginin var olduğunu; ilkinde kalkınmanın teknokratik bir mesele olarak görüldüğünü, şimdi bu yaklaşımın ötesine yavaş yavaş geçildiğini ama hala kalıcı etkileri olduğunu; oysa kalkınmanın teknokratik bir mesele değil siyasi bir alan olduğunu vurgularken siyasi olanın dışarıda tutularak ve bu bir güvenlik meselesi olarak başka bir kırmızı çizginin oluştuğunu vurguladı. 

İkinci Oturum
Aylin Örnek’in kolaylaştırıcı olduğu ikinci oturuma Dicle Kalkınma Ajansı’ndan Çiçek Şahin ve Diyarbakır Kalkınma Merkezi Derneği’nden Tahir Dadak konuşmacı olarak atıldı.

Oturumun ilk konuşmacısı olan Çiçek Şahin “Kalkınma Ajansları ve GAP” üzerine yaptığı sunumunda;
  • Kalkınma ajanslarının 5109 no’lu kanunla oluşturulduğunu ve burada AB standartlarının temel alındığını;
  • Ajanslarının kuruluş amacının bölgesel gelişme alanında bölgesel muhatap yaratmak olduğunu;
  • Dünyanın her yerinde kalkınma çalışmalarının ulus düzeyinin altında yer aldığını, böylece bölgelerin kendi araçlarını kullanarak kendi kalkınma ve rekabet tedbirleri için özerk olarak ortaya çıkabilmelerinin sağlandığını;
  • Bölgesel kalkınmanın hem yukarıdan aşağıya hem de aşağıdan yukarıya olacak şekilde sürdürüldüğünü, böylece ortada bölgesel gelişme politikalarını vurgulayarak;

Türkiye’de 26 Kalkınma Ajansının;
  • DTP’nin koordinasyonunda faaliyet gösterdiğini;
  • İlk Kalkınma Ajanslarının 2006 yılında İzmir ve Çukurova’da kurulduğunu;
  • Bu aşamadan sonra hukuki bir süreç yaşandığını, Danıştay’ın Kalkınma Ajanslarına yönelik iptal davası açtığını; bu davanın 2008 yılında Kalkınma Ajansları lehine sonuçlandığını ve bunun akabinde sürecin hızlandığını;
  • Dicle Kalkınma Ajansı’nın uzman sayısının idari personel sayısından iki kat fazla olduğunu;
  • TC yasalarında bölgesel kalkınmadan sorumlu kuruluş DPT olduğu için Kalkınma Ajanslarının da DPT’nin koordinasyonunda olduğunu;
  • Kalkınma Ajanslarının DPT’ye rapor sunduğunu ama bu ilişkinin hiyerarşik bir ilişki olmadığını;
  • Yönetim kurulunun her ay toplandığını ve kurulda herkesin eşit oy hakkına sahip olduğunu;
  • Onaylanan kararların DPT’ye gittiğini,
  • Bugüne kadar Dicle Kalkınma Ajansı’nda çıkan kararlardan hiçbirinin DPT’den geri dönmediğini; bu anlamda kurumsal özerkliğin sağlandığını düşündüğünü;
  • Ajansın kapısının herkese ve her paydaşa açık olduğunu;
  • Faaliyetlerinin:
-          Yereldeki kurumların kalkınma planlarına teknik destek sağlamak,
-          Ulusal düzeyden gelen yatırımcıya yerelde iletişim sağlayacak irtibat noktası kurmak,
olduğunu belirten Çiçek Şahin Kalkınma Ajansları yönetim kurulunun tanımın belli olduğunu, kalkınma kurulu tanımının ise oylarla belirlendiğini belirtti. Bu kurulun kırsal kalkınmaya kapalı bir kurul olmadığını, 100 kişilik bir komisyon olan bu kurulun 6 ayda bir toplandığını, bu toplantılarda bölge temsili sağlandığını ama doğrudan karar alma mekanizması etkisi olmadığını belirtti.
·         Ajansların mali destek mekanizması dâhilinde kendi bölgesel gelişme planlarına dayanarak mali destek programı uyguladıklarını, bu kapsamda başvuru yapıp seçilenlere destek sağlandığını ve bu programı duyurmak için sürekli alan ziyaretleri yapılarak bilgilendirme yapıldığı,
·         Araştırmalarla bir irtibat noktası yaratarak programı hem bölgesel hem de ulusal düzeyde duyurma olanağına sahip olduklarını,
·         GAP’ın bölgede gelmiş geçmiş en önemli kalkınma projesi olduğunu, bu nedenle kalkınma ajanslarının bilgi ve deneyim paylaşımı için GAP’la sık sık bir araya geldiğini,
·         2004-2006 arasında bölgede tarımdan ciddi anlamda kopuş yaşandığını, bu durumdan en çok ve ilk etkilenenlerin kadınlar olduğunu, tarımdan ayrılan erkeklerin hizmet sektöründe istihdam edilebildiğini ama kadın istihdamında bu bağlamda ciddi düşüş gözlendiğini,
·         Kalkınma Ajanslarının KOBİ’lere destek verdiğini, dolayısıyla başvurucu bir işletme olmadan destek verilmediğini,
·         Sürdürülebilir kalkınma için yenilenebilir enerjinin çok önemli olduğunu ve bölgenin bu anlamda önemli potansiyel barındırdığını,
·         Yine organik tarımın bölge için önemli bir potansiyel olduğunu, bu amaçla mayınlı araziler üzerinde çalışmalar yapılabileceğini,
·         Kalkınma Ajanslarının kırsal kalkınmada çok etkili olmadığını, kırsal kalkınma konusuyla Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumlarının ilgilendiğini ama Kalkınma Ajansları olarak tarım ve hayvancılığa destek vererek bu açığı kapatmaya çalıştıklarını belirtti.

Oturumun ikinci konuşmacısı Tahir Dadak “ Bölgede Kırsal Kalkınma Çalışmaları ve ST’lar” üzerine bir sunum yaptı. Tahir Dadak bölgenin Cumhuriyet  tarihinin ilk yıllarından sonra geri kalmış bölgeler arasında ilk sıralarda yer aldığını, bölgede ekonomik-sosyal eşitsizliklerin ve mülkiyet eşitsizliklerinin çok fazla olduğunu, bunların ortadan kalkması için projeler geliştirildiğini belirten Dadak, bu projelerden en büyüğünün GAP olduğunu ifade etti.

GAP projesinin ana hedefinin eşit ve adil kalkınma olduğunu belirten Dadak, 20 yıl sonra elde edilen sonuçların bu hedeflere ulaşamadığını; tam tersine;
·         Mülkiyet eşitsizliğinin arttığını,
·         Topraksız nüfusun arttığını,
·         Topraksız sınıfın büyüdüğünü,
·         Özellikle büyük işletme sahiplerinin projelerden fayda sağladığını ve durumun giderek kötüleştiğini, hatta özellikle yoksul kesimlerde bu projeye inançsızlık ve güvensizliğin ortaya çıktığını ifade ettiğini,
·         Projenin daha çok zengini zengin eden bir proje olarak algılanmaya başladığını,
·         Küreselleşme rüzgârı ile de yoksul olan kesimin daha da yoksulaştığını,
·         Özelleştirmelerin de bu yoksulaşma sürecinde önemli olduğunu
vurgulayan Dadak, yoksulluğun en önemli sebeplerinden birinin Kürt sorunu ve otuz yıldır süre giden çatışmalı ortam olduğuna vurgu yaptı. Köylerin boşaltılmasının, insanların köylerinden edilmesinin ve kentlere gelip buradaki yoksul kesimi oluşturmalarının önemli bir sorun olduğunu vurgulayan Dadak, bölgede hem mutlak hemde göreli yoksulluk oranının çok büyük olduğunu, bölge nüfusunun %53’ünün mevsimsel tarım işçisi olarak çalıştığını, bu oranın yoksulluğu en iyi biçimde vurguladığını ifade etti.

Dadak, bölgedeki kalkınma projelerinin genellikle tarımsal kalkınma çalışmaları olduğunu, sanayi ve insan kalkınmasının ise göz ardı edildiğini vurguladı.

Tahir Dadak sunumunun sonunda bölgede kırsal kalkınma bağlamında gerçekleştirilmiş olan çalışmaları aktardı. Bu projeler;

-1978 yılında Türkiye Kalkınma Vakfı bölgede kırsal kalkınma çalışmalarına başladı. Vakıf çalışmalarında önemli başarılar elde etti, tavukçuluk, arıcılık, hayvancılık ve el sanatlarının geliştirilmesinde önemli deneyimler edinildi.

-AB fonlarıyla gerçeklştirilen projelerden toplamda 89 kuruluş faydalandı. Fakat kırsal kalkınma çalışmaları kısa süreler içerisinde başarı elde edilebilecek çalışmalar olmadığından ve sürece STK’ların iyi dahil edilmemesi yüzünden başarı oranı düşük kaldı.

-SODES projeleri 2008 yılında başladı. GAP’ın 9 ilinde gerçekleştirilen projelere 2008 yılında 42 milyon, 2009 yılında 9 milyon kaynak aktarıldı. STK’ların bu  projelerden ancak %12 oranında faydalanmış olduğunu görüyoruz. Bu oran zorunlu olarak %25’e çıkarıldı. Kaynak alan STK’ların büyük kısmının yeni kurulmuş olan vali ve hükümetin güdümünde olan STK’lar olduğunu görüyoruz.

-Çiftçi örgütleri ve kooperatifleri desteklemeye yönelik Tarım Bakanlığının çalışmaları var. Bu kaynaktan yararlanabilmek için 50 kişinin bir araya gelmesi gerekiyor. Buna yönelik uygulamalarda da görüyoruz ki ağa ya da başka biri 50 kişiyi topluyor bir araya getiriyor ve kaynağa ulaşıyor. Bu projelerin de uygulamada çok başarılı olduğunu söyleyemeyiz.

-Sulama birliklerine dair projeler var. Sulama birlikleri ortak olarak çiftçileri aktif bir şekilde projeye katıyor. Bunların başarılı projeler olduğunu söyleyebiliriz.

-Kalkınma ajanslarına yönelik beklentiler yüksek tutuluyor. Sadece parayla bölgesel kalkınma sağlanabileceğine dair reklamlar/söylemler oluyor. Bu konuda yerel aktörlere destek sağlaması önemlidir. Projeden faydalanmak için KOBİ olmak zorunluluğu konusunda esneklik olmalı.

-IPARD projesi /programı: Kırsal alanla ilgili olarak üretici birliklerini destekleyen mekanizması var. Bölgedeki yıllık üretim miktarı şartı/koşulu yüzünden birçok üretici birliği bu projelerden yararlanamıyor.

Tahir Dadak sunumunun sonunda yaptığı değerlendirmede;
  • Bölgeye göre uygulanacak olan kırsal kalkınma programlarının 1-2 yıl için değil, uzun süreli, uzun vadeli hazırlanmasının önemli olduğunu,
  • Kaynak sağlayan veya proje veren kuruluşların handikabının mali rapor esaslı çalışmak olduğunu,
  • Son olarak GAP ve diğer projelerin bölgenin sosyo-ekonomik göstergelerinin gelişmesinde çok katkı sağlayamadığını,
  • Küçük çiftçiler ve dezavantajlılar, topraksızların gittikçe yoksullaştığını, zenginlerin ise daha çok zenginleştiğini,
  • Zengin kesimin ise yatırımlarını ağırlıklı olarak büyük şehirlere yaptığını belirtti.

İki konuşmacının sunumları ardından tartışma kısmına geçildi.

Zuhal Okuyan: Kalkınma Ajanslarıyla ilgili bir yorum yapmak istiyorum. İzmir Kalkınma Ajansı İZKA ilk kurulan ajanslardan. İKA’nın iki projesinde çalıştım. Ne belediye ne de STK olarak bir daha İKA ile proje yapmak istemiyoruz. Kalkınma Ajansları’ndan küçük KOBİ’ler asla proje desteği alamıyorlar. % 25 verebilecek STK bulmak mümkün değil. Ben Kalkınma Ajanslarının DPT’nin bir ajansı, kurumu olduğuna, ona bağlı çalıştığına inanıyorum. Bu durumun nasıl değişeceğini bilmiyorum. Bu kurumlar profesyonel projeciliği geliştirdi. İnsanlar köy köy dolaşıp size proje yazacağız diyorlar. Şu andaki Ceylanpınar Kaymakamının Karaburun’da özel bir girişimi olmuştu. Belediye, sivil toplum ve üniversite olarak bir birim kuruldu. Bu birimde çalışmalar yürütüyorduk. Ama bu oluşumda kişiye bağlı kaldı ve kaymakam değişince birimin çalışmaları da bitirildi.

Rıfat Dağ (Çiçek Şahin’e): Tarım konusu yönetim kurulunda temsil edilmiyor dediniz. Karar kurulu zaten danışma kurulu, atamayı da merkezi hükümet sistemi tayin ediyor. Bir de yasada “Kalkınma ajansları proje bulur, proje yapar, DPT onaylar” diyor. Avrupa’daki örneklerde ise kamu kuruluşu onayı gerekmiyor. Bu zamana kadar DPT hiçbir öneriyi reddetmedi dediniz ama reddedebilirdi de. Bu sakıncalı bir durumdur. Kamu kuruluşu tabi ki müdahale edebilir ama prensiplerde edebilir, projelere karar vermede değil.

Çiçek Şahin: Projelerde eş finansmanın sıkıntısını biliyorum. Bütün hibe programlarında olan sıkıntılardan biri STK’lara daha fazla pay verememek.

Tarımın yönetim kurumunda yer almaması konusunda; yönetim kurulunun yapısı zaten belli, oluşturulmuş. Ama tarım konu olarak yönetim kurulunda yer alıyor. Kapımız her türlü öneriye eleştiriye açık.

Bedros Kehye (Çiçek Şahin’e): Kırsalda hayvancılık ve tarım önemli değil, fosfat yatakları var, işlersek daha çok para kazanılır dediniz. Çalışmanız insanları mı güçlendirmek yoksa devlet ve şirketlere peşkeş mi çekmek? Bu kaynakları insanlar mı çıkarıp kullanacak yoksa şirket mi?

Rahmi Demir (Çiçek Şahin’e): Yüz üyesi olan kalkınma kurullarını çokta önemsememek gerekir dediniz. Önemsemiyorsak o zaman 16 kişilik yönetim kuruluna kalıyoruz. O zaman nerde halk, nerde yoksul kesim?

Çiçek Şahin: Kırsalda tarım ve hayvanlık önemli değil demedim, sadece onlardan ibaret değil dedim. Madencilik de var kırsalda ve katkı sağlayabilir. Tarımın olmadığı yerde maden varsa oradaki insanlara katkı sağlayacak, istihdam sağlayabilecek bir kaynak olabilir bu. İyi şekilde yapılabilen özelleştirmeler kaynak ve kalkınma yaratabilir.

Kalkınma kurulu tabii ki çok önemli ama biz kuruluşlarla görüşmek için bu kurulun toplanmasını beklemiyoruz. Beklemeden görüşmeler yapıyoruz. Bu anlamda söyledim.

Kalkınma ajansından diğer görevli: Eleştirilere açığız. Hatta bu eleştirileri yapıp geri çekinilmesin. Eleştiriler üzerinde daha iyisini yapmak için birlikte çalışabiliriz. DPT’nin koordinasyon görevi, uzun zamanlı stratejileri ortaya koyan kurum olarak bize kendi stratejilerimizin DTP’ninkine uygun olup olmadığını ortaya koymak açısından bir koordinasyon sağlıyor. Kalkınma kurulu önemli değil denmedi, sadece onun 6 ayda bir toplanmasını beklememek gerekir denilmek istendi.

Aygül Fazlıoğlu (Tahir dadak’a): Tahir Bey, bu kadar sadece karamsar olmayın. Önemli gelişmeler ve iyi şeyler de var. Yoksulluk araştırmalarında Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi GAP bölgesinden daha iyi durumda görünüyor. Bölgede göç %70’lerden % 12’lere düştü. Geri dönüşler başladı. Sosyo-ekonomik değerlerde ciddi iyileşmeler var. Kentleşme oranı yükseldi. Bebek ölüm oranları düştü.

Nazik Işık (Tahir Dadak’a): Tahir Bey, istihdam teşvikleriyle ilgili kararnameler genelgeler ve programlar var. Bu teşviklerden yararlanma açısından durum nedir? STK’lar açısından yeterlilikler ve yetersizlikler nedir? İnsanların katılımı, çabası, çalışması vs açısından durum nedir?

(Çiçek Şahin’e): Çiçek Hanım, bölgede kalkınmayla ilgili başka kurumlar da var, örneğin il koordinasyon kurumları. Bunlarla ajans arasındaki ilişki nasıl?

Deniz Duruiz: Eğer biz katılımcı kalkınmadan bahsediyorsak, hayatını kalkınmanın etkileyeceği insanın yönetim mekanizmalarında yer alabilmesini anlıyorum. “Kalkınma Ajansı budur, bu şekilde kurumuştur, biz buna göre hareket ederiz” görüşüne katılmıyorum. Böylesi bir durumda özerklikten bahsedemeyiz. Yapınızı daha demokratik yapmaya yönelik çalışmanız var mı? SODES projelerinden bir örnek vermek istiyorum. Geçen seneki projelerden biri Diyarbakır’da polisin çocukları pikniğe götürülmesi idi. Bu Nejat’ın bahsettiği güvenlik duvarının daha da kalınlaşmasına bir örnektir. Kırsal kalkınma girişimi buna dair söz söylemelidir.

Tahir Dadak: Benim verdiğim rakamlar DPT’den. Bunları devlet veriyor. Mevsimlik işçilik düştü dediniz. Ben inanmıyorum. Düşmüşse bile bunun nedeni batıdaki sosyal dışlanmadır. Bu proje, GAP projesi bir barış projesi olmalıdır. Bu proje siyasal olmalıdır. İnsanlar yerinden edilmiş ise bu köylere dair laf söylerken siyasi bir barış projesi olmalı bu aynı zamanda.

İstihdam teşviklerinden yararlanan firmalar var ama çoğundan mevcut KOBİ’ler, mevcut çalışanlarını yeniden işe alır gibi gösterip teşvikleri alıyor. Mesleki eğitim kuruluşları türedi ama gerçekten insanlar istihdam ediliyor mu bu büyük bir soru. Hayali öğrenciler, hayali mesleki eğitimler ile kar da elde ediliyor.

STK’ların bir sürü eksikliği ve yetersizliği var. Kapasitelerine, yetkinliklerine ilişkin sorunlar var.

Çiçek Şahin: İl koordinasyon kurulu gibi birçok kurul ve komisyon var ve bunlar önemliler. Ajansların bunlardan faydalanması gerekiyor. Ama doğrudan yapısal bir ilişki yok.

İnsanların yönetime katılımının önemli olduğunu düşünüyoruz. DPT de bu konuda özeleştiri yapıyor, katılımcılığı önemsiyor. Somut çalışmalardan birisi bölgesel gelişme komisyonu oluşturulmaya çalışılması. Yönetim kurulu tabii ki bu yapıda ama biz ajanstaki uzmanlar olarak sürekli saha araştırmaları yapıp halkla bir araya geliyoruz. Sahadan bilgi ve önerilerin plan ve programlara yansımasına çabalıyoruz.

Yapılan tartışmaların ardından ilk günün programı sona erdi.

Ardından saha ziyaretleri yapıldı.

Saha ziyaretlerinin değerlendirilmesi:
Mardin toplantısı sırasında 3 saha ziyareti yapıldı. Bu ziyaretlerden ilki Kızıltepe İlçesine Bağlı 12 köyden oluşan Ğurs Vadisi’ne, ikincisi Eymirli ve Çamlıca Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifine, üçüncü ise feodal ilişkilerin yoğun olduğu Altıntoprak Köyüne yapıldı. Bu ziyaretler ardından alana yönelik değerlendirmeler yapıldı.

Ğurs Vadisi Değerlendirmesi:

Saha ziyaretinden önce edinilen ön bilgi:
Mardin ili Kızıltepe İlçesi’ne bağlı ve on iki köyden oluşan yaklaşık 15 km. uzunluğunda “ĞURS” diye adlandırılan bir vadidir. 80’li yılların ortalarına kadar, toprak, su, hava ve özellikle vadide yaşayan insanların çalışkanlığından kaynaklanan yörenin en güzel tütününün yetiştirildiği bir bölge idi. Sadece tütün değil, hemen hemen her tür meyve sebze de yetiştirilen bir yer idi. 80’li yılların ortalarından sonra şiddet ve baskı ortamı burada yaşayanların çoğu ayrılıp batı kentlerine gitmek zorunda bırakıldı. Uzun yıllar kimse yaşamadığı için, bahçelerde ve evlerde yıkılmalar oldu. Yakın bir döneme kadar kontrollü girişe izin veriliyordu. Şu anda az da olsa bir geri dönüş var. Ancak gençler gittikleri yerlerden dönmek istemedikleri için sadece yaşlılar dönemsel olarak kalmaktadırlar. Bu da bu yörenin istendiği gibi eski durumuna getirilmesini güçleştirmektedir.

  • Vadi Kızıltepe’ye 17 km. uzaklıkta 1 belde ve 11 köyden oluşuyor.
  • Bu köylerden Ayazköy çevre köylerle de ilişkili bir köy. Köyde ilköğretim okulu var. Okulun 5 kız ve 11 erkek öğrencisi var.
  • Vadi kendine özgü mikro klima özellikleri barındırıyor.
  • Sulu tarım ve kırsal turizm potansiyeline sahip.
  • Tütünle ilgili bir uzmanlık faaliyeti içinde ve tütün entansif yoğun biçimde yapılıyor.
  • Buna rağmen insanlar bir farklılaşma eğilimi içinde ve tütün dışında diğer ürünlerle de ilgilenmek istedikleri görülüyor.
  • Köyde balıkçılık da yapılmaktadır.
  • Vadide GAP’ın desteğiyle sera faaliyeti yapılıyor fakat bu konuyla ilgili uzmanlaşmış eğitici problemi olduğu görülüyor. Bu konulara yönelik teknik düzeyde de kaynak aktarılması gerekiyor. (GAP’ın desteğiyle 5 sera kurulmuş, bunlardan sadece 1’i yaşayabilmiş). Bu seranın temel işlevi, pazar için mi yoksa günlük kullanım için mi olduğu belli değil.
  • Hane içi iş bölümünde kadınların genellikle geleneksel rolleri sürdürdüğü görülmektedir. Hayvan yemleme ve tütünün işlenmesi de kadının sorumluluğundadır.
  • Cinsiyet eşitliği yok.
  • Hayvanların bakımından çocuklar sorumlu.
  • Bu köyde göç yaşanmamakta, belirli dönemlerde dışarıdan mevsimlik işçi alınmaktatır. Bu köyde boşaltma olmamış ama göç edip geri dönenler olmuştur.
  • Ğurs Vadisi Mardin kırsalını niteleyen ve Mardin’de önemli olarak addedilen bir yer. Vadide geleneksel hayat ve geleneksel içindeki iş bölümü hala devam etmektedir.
  • Burada koruculuk hala bir problem olarak durmaktadır.
  • Vadiye kırsal kalkınma bağlamında bir takım destekler sunulmuş ama bu destekler zaten zengin olan insanlara verilmiş.
  • Tütünle ilgili kota ya da sözleşme diye bir şey yok. Buradaki “kaçak tütün” yerel tüccarlara satılıp İstanbul ve İzmir’e kadar ulaşıyor. Bu tütünün vadideki en iyi tütün olduğu söyleniyor. Ama tütün hala geçim için yeterli değil.
  • Köylüler eğer seracılık gelişirse tütünü bırakabileceklerini ifade ettiler.
  • Ortalama arazi büyüklüğü (mülkü olanlar açısından) en fazla 3-4 dönüm. Nüfusun yarısından fazlasının toprağı yok. Köylüler başkasının bağını ekip biçerek yılda 4 milyar civarında para kazanıyor.
  • Proje destekleri bağı bahçesi olana veriliyor.
  • Köylüler genellikle bizim tütün “kaçak” diye ifade ediyorlar. Bir çiftçi toprağına kendi istediği bir şeyi ekiyor ama o resmi statüden çıkarılarak “kaçak” olarak görülüyor. Bir grup insanın geçimin sağladığı ürünün kaçak kabul edilmesinin sosyo-ekonomik zorlukları var ve üreticiler o dili sahipleniyorlar. (Tütünü devlet almadığı, kota dışı-sözleşme dışı üretim olduğu için “kaçak” olarak tanımlanıyor)
  • Vadinin sosyo-ekonomik ve kültürel yapısı devlet baskısından zarar görmüş bir alan. Bunları görmeyerek ya da ayrı bir alana atarak kalkınmaktan bahsetmek doğru değil.
  • Vadinin turizm potansiyeli var ama Mardin’de bu gündemde değil. Vadinin tanınmamış olması bu anlamda bir dezavantaj.
  • Vadide kaynak kullanımında eşitlik yok Kaynağa yakın olan bundan daha yoğun faydalanıyor.

Eymirli ve Çamlıca Köyleri Tarımsal Kalkınma Kooperatifi Değerlendirmesi

Saha ziyaretinden önce edinilen ön bilgi:
Kızıltepe’ye bağlı Eymilli ve Çamlıca köylerinden yüz yedi köylü bir araya gelerek süt sığırcılığı yapmak için “TARIMSAL KALKINMA KOOPERATİFİ” kurdular.
 Tarım Bakanlığı desteklerinden yararlanmak için başvuruda bulunup geri ödeme koşulu ile yapı bedeli ve 200 adet düve satın alındı. Düveler satın alınmadan önce yem için 400 dekar alanda mısır silajı üretimi yapıldı. Değişik yerlerden saman ve yem bulunarak hazır hale getirildi.
Çiftlikte tam gün veteriner ve bu işte uzman olan Azeri aileler çalıştırıldı.
Düvelerin alımı uzun süre ertelendi. Tarım Bakanlığı çeşitli engeller ve formaliteler ileri sürerek iyi nitelikte düve alımı yapılmasına adeta engel oldu. Özel kuruluşların sattığı düveler satın alınarak 2009 yılının Mart ayında çiftliğe getirilebildi.
Herhangi teknik bir eksiklik ve aksaklık olmamasına rağmen Haziran ve Temmuz aylarında sıcaklar yüzünden 10’u aşkın düve ödü.
Süt verimi anlatıldığı ve beklendiği gibi çıkmadı. En çok 7-8 kg .günlük süt alınabiliyordu.Elde edilen gelir gideri karşılamadığı için üyeler, işletmeyi kapatma kararı aldılar. Bakanlığa düve borcu 600.000 TL olduğu halde, piyasada 250.000 TL’ye satılarak borç ödeme yoluna gidildi. Piyasaya 100.000 TL Bakanlığa da yapı bedeli borcu olarak toplam1.175.000 TL. borç kaldı. Bakanlığa olan borcun ödemesi 2012- 2016 yılları arası ödenecek olmasına rağmen, Bakanlık ödemenin hemen yapılmasını istiyor.
Kooperatif üyelerinin elinde yapı dışında başka bir şey kalmamış. Borçlarını ya yapıyı satarak veya kiralayarak ödemeyi düşünüyorlar.
Güneydoğu Anadolu Bölgesinde durumu çok kötü olan yaklaşık 250 adet daha çiftlik bulunuyor.

  • Bu kooperatifte tabandan gelmeyen sanal bir örgütlenme görülmektedir.
  • Kooperatifin 107 üyesi var, 37 tanesi bir köyde 70 tanesi diğer köyde. Üyelerin hiçbiri yönetimde değil ve toprakları yok. Belki de üye olduğundan haberi yok. 200 hayvan telef oldu, hayvan katili olan bir yönetim.
  • Kooperatif yerleşim yerine uzak ve sahiplenme açısından sorunludur.
  • 107 üyesi olan kooperatif gerçekte tek kişilik bir kooperatiftir. Ortada hayvan borcu var, hayvan yok, üretim yok.
  • Kooperatif yoksulluğun devlet kaynaklarıyla nasıl kullanıldığına yönelik bir örnektir.
  • Türkiye’nin her ilinde, her ilçesinde kırsal kalkınma amaçlı kooperatiflerde hemen hemen benzer uygulamalar var.
  • Bazı uygulamaların altyapısı hazırlanmadığında bu tür örnekler yaşanıyor. Bu kooperatiflere damızlık hayvan temin edecek potansiyel var mı diye baktığımızda aslında o da yok. Sonuçta standart dışı hayvanlar alınıyor.
  • Kötü bir denetimin sonucunda ortaya çıkmış bir olay. Eğer doğru denetim olsaydı kooperatif her halükarda başarılı olurdu.
  • Bu tip projelerdeki en büyük sorunlardan biri yerli ırkın yok sayılıyor olması.
  • Yereli bilerek ona yönelik örgütlenme modeli gerçekleştirilmediğinde böyle sonuçlar alınabiliyor.
  • Projeye yönelik etkin bir izleme olmaması projenin başarısızlığının en önemli sorunlarından biridir.

Altıntoprak Köyü Değerlendirmesi:

Saha ziyaretinden önce edinilen ön bilgi:
Mardin’in Kızıltepe ilçesine bağlıdır.  Mardin’e 42 km Kızıltepe ilçesine 12 km uzaklıktadır.
Köyün iklimi; karasal iklimi etki alanı içerisindedir. kaynak: Hayatforumda http://www.hayatforumda.com/gdogu-anadolu/231701-altin-toprak-koyu-kiziltepe-mardin.html#post408552Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Köyde ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi yoktur ancak kanalizasyon şebekesi vardır. PTT şubesi yoktur ancak PTT acentesi vardır. Sağlık ocağı ve sağlık evi yoktur. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.  Altıntoprak köyünde 10 bin dönüm alanda ekilen pamuk, damla-sulama sistemi ile yetiştirilmektedir. Mardin’de ilk defa bu kadar geniş arazide damla usulü ile sulama yapılıp tesislerin bölgede yaygınlaştırılması durumunda ekonomik getirisinin yüksek, su sarfiyatının ise az olacağı beklenmektedir.

  • Köyde 11 bin dekarın 8 bin dekarı 4 aileye ait. Eğitimli nüfus bu aileden çıkıyor. Diğer ailelerin eğitim düzeyi düşük. Eğitimli nüfus kaynaklardan her an haberdar olabiliyor ve bu bilgiyi aileye iletebiliyor
  • İşletme sadece üretimde kalmıyor, endüstriye de giriyor. İstihdam yaratabiliyor.
  • Köyde kapitalist ve teknoloji yoğun bir üretim mevcuttur.
  • Köyde mülkiye ilişkilerinin belirgin olduğu görülüyor. Bilgi yoğun, teknoloji yoğun bir üretim yapılıyor.  
  • Köyde varsıllık açık bir şekilde görülüyor. Köyde çırçır fabrikasının olması ilginçti.
  • Bugüne kadar görülmüş ağa köylerinden çok farklıydı. Devletle ilişkileri iyiydi.
  • Köyde üniversite mezunu sayısı çok fazla.
  • Ağanın ailesi 120 kişi. Bunun dışında 50 aile daha var. 6000 dönüm araziden yaklaşık 500 kişi besleniyor. Kaynaklar belli bir grubun eline gidiyor.
  • Bu bölgede 6000 dönümün tamamı damla sulamaya geçmiş.
  • İyi planlı bir işletmecilik yapısı görülüyor. Aile iş bölümü yapmış. Bu kuşak tarıma dayalı sanayiye dönük üretiyor. Bundan sonraki kuşağın endüstriyel üretim yapacağı görülüyor.
  • Tarımda bu kadar teknoloji yoğun olunmasına rağmen kadınların çalıştığı mekanlarda teknoloji yok.
  • Bölgede kaçak kuyular nedeniyle çok sayıda mahkeme devam ediyor.
  • Aile dışındaki çiftçiler 50-100 dönümde iş çıkarmaya çalışıyor.
  • Kadının ikinci sınıf olduğu görülüyor. Kadınlar piyasada hiç yer almıyorlar.
  • Köyün yarısı topraksız ve Kızıltepe ve Mardin’e çalışmaya gidiyor.
  • Makineli tarımda kadınlar evde oturuyorlar. Eskiden en azından pamuğa gidiyorlardı.
  • Ağadan ziyade köyde patron-işçi ilişkisi söz konusu.
  • Köyde feodal yapı ile modern yapının iç içeliği görülebilmekte.

Atölyeler:
Toplantı sırasında 3 ayrı atölye çalışması gerçekleştirildi.

ATÖLYE 1: Bölgesel kalkınma projelerinin toplumsal cinsiyet bağlamında kırsal kalkınmaya etkisi
(Atölye çıktılarına ek olarak aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir)

Programda yer almasına rağmen yereldeki STK’ların bu toplantıya ve atölyeye katılmamış olmaları ciddi bir eksiklik olarak görüldü.

Atölyede en büyük tartışmalardan biri doğum kontrolüne yönelik gelişmiştir. Bir taraf burada tek karar vericinin kadının kendisi olduğu ve kadının kendi bedenine sahip olmasının en temel hak olduğunu ve devletin buradaki rolünün özgürlükçü ortamı oluşturmasını savunurken diğer taraf bu kadar yüksek doğum oranının kontrol edilmesi gerektiğini ve bunun ana-çocuk sağlığı açısından irdelenmesi gerektiğini savunmuştur. Bu konuda gruptan ortak bir karar çıkmamıştır.

Burada bu atölye grubu dışından gelen önerilerde bölgede gelir yapılarında ne tür değişiklikler olduğunun, kadının evdeki statüsünün nasıl değiştiğinin ve bedeni üzerinde ne tür hakları edindiğinin analitik olarak araştırılması gerektiği vurgulandı.
Kırsal alanda kadınına yönelik çalışmaların uzun vadeli olması gerektiği vurgulandı.

Sunumda bazı kadın örgütlerinin isimlerinin yer almaması eleştirildi.

Sunumda eğitim kavramının tarif edilmesi gerektiği vurgulandı.

Kadının üretimden koparıldığı vurgulandı.

Mevsimlik işçilerin durumuna vurgu yapılabileceği belirtildi.

Kadın STK’ların birbirine bakış açısı ve rekabetin önemi vurgulandı.

ATÖLYE 2:  Bölgesel kalkınma projelerinde sulama ve sulamanın kırsal kalkınmaya etkisi
(Atölye çıktılarına ek olarak aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir)

Bu bölgedeki sulama yatırımlarının aslında insanların sosyal kültürel ve ekonomik gelişimini sağlamaktan çok bir enerji yatırımı olması ve bu enerjinin batıya transferinin sağlanmasına yönelik olduğu vurgulandı.

Sulama dışındaki alanlarla ilgili olarak küçük su kaynakların geliştirilmesinin büyük imkanlar getireceğini belirtmek gerekiyor.

Bazı sulama dışı alanlarında yetiştirilebilen ürünlerin desteklenmesine ihtiyaç var. Bu nedenlerle küçük su kaynaklarının geliştirilmesi çok önemlidir.

Feodal yapı terimini kullanmak sıkıntılı olabilir. Feodal yapıyı aşiret içinde güç dengesizlikleri olarak kullanıyorsanız bunu böyle kullanmakta fayda var.

Toprak reformunun gecikmesinden bahsedilmiş. Reformun yapılması sürecinin, çok yapılmak istendiği için mi yoksa güç ilişkileri nedeniyle mi geciktiğini iyi ifade etmek gerek. Buna kimin ve neyin engel olduğunu sorgulamak gerekiyor. 

Güvenlik barajları meselesi de sunuma not olarak girebilir. GAP’ın sulama ayağının insanları güçsüz hale getirdiği belirtilebilir.

Bölgede nicel veri eksikliği olmakla birlikte biyoçeşitliliğin etkilendiğini belirtmek gerekiyor. Sulama kanalları fauna alanlarını doğrudan etkiliyor.

Güvenlik barajları çok önemli ama çok iddialı bir kavram olduğu için bunun derinlemesine ele alınması gerekiyor.

Sulamanın mutlaka çok iyi planlanması gerekiyor. Kaynakların tüketimi konusunda ciddi dönüşümleri düşünmemiz gerekiyor. 


ATÖLYE 3: Bölgesel kalkınma projelerinin turizm bağlamında kırsal kalkınmaya etkisi
(Atölye çıktılarına ek olarak aşağıdaki öneriler geliştirilmiştir)
Kırsal turizm kırsal kalkınma için önemli bir olgu olmasına rağmen bölgede kırsal turizmin geliştirilmesinin Kürt sorunu çözülmeden mümkün görülmemektedir. Buna rağmen turizm çatışma çözümleme sürecinde az da olsa etkili olabilir.

Kırsal turizm bağlamında kırsal alan tanımı yapılması gereklidir. Kırsal turizm potansiyeli ve bundan yararlanacak kesimin tanımlanması önemlidir.

Üniversitelerde kırsal turizmin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapılabilir.

Turizm konusuna yönelik olarak markalaşma çalışmaları yapılmalıdır.

Milli park alanları, kırsalda yaşayan halkın eğitimi kıral turizm açısından önemli faktörlerdir.

Turizmin gelişmesi için aile girişimciliğin gelişmesi önemi bir faktördür.

Kırsalda sosyal yapının dönüştürülmesi konusunda turizm önemli rol oynayacak bir faktördür. Sosyal yapı değişmedikçe göçü önlemek mümkün görünmüyor. Paylaşmak, dışarıdan gelenlerle temas etmek ve bunun kırsal alanda yaygınlaşması önemlidir.

Gelecek toplantıya ilişkin kararlar
Gelecek toplantının yeri konusunda iki alternatif geliştirildi.
1. seçenek – Nallıhan: toplumsal cinsiyet.
2. seçenek –Artvin değilse Akdeniz

Tarihi: Kurban bayramı sonrası

Toplantı ile ilgili görev alacaklar:
İçerik ve kamudan geleceklerle iletişim: SÜRKAL, Ulli, Nazik
Organizasyon: SÜRKAL ve NALLIHAN


Geleceğe dönük öneriler:
  • İletişime yönelik çaba sarf etmek gerekiyor.
  • Bir blog oluşturulmasına karar verildi. Bu konuda Deniz Duruiz görevlendirildi.
  • Bugüne kadar yapılan toplantıların belgelerinin dokümantasyonu ile ilgili bir çalışma yapılması gerekiyor. Aylin ve Bülent hoca yapıp Deniz’e iletecekler.
  • Kamuoyuna bilgi aktarılması konusunda bir basın sorumlusu olması iyi olur.
  • Kırsal Kalkınma Girişimi Moderatörlüğü dönemsel bir görev olduğu için, bir sonraki toplantıya kadar yeni örgüt ve kişilerin kimler olacağı konusunda düşünülmesi gerekiyor.
  • Toplantılarda çevresel konulara duyarlı hareket etmemiz önemli: su kullanımı vb.
  • Her toplantının sonucunun kamuoyu ile paylaşılmasını sağlamak gerekiyor.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder